Wednesday, October 26, 2011

kaybetmek, ama centilmence yine.

yine altı aylardır uğramıyormuşum. blog elim kolum gibiydi bi ara. en sevdiğimdi. bugün biraz düşündüm. neyi, ne kadar çok sevdiysem, o kadar fazla kaybettim sanki. insanlar neleri kaybediyorlar, üzülüyorlar mı onlar da, bunu düşündüm. üzüntüden geberirler inşallah. insanlar için hep iyiyi isteyecek değilim. canım insanlarım, sonunda bana bunu da yaptınız. selim'i ne kadar üzdüyseniz, beni de o kadar üzdünüz belki. illa intihar mı etmem lazım bunu kanıtlamak için? selim kadar olmasa da ben de bir romantiğim. peki, olmayacak şeyler istiyorum, ben de istiyorum olmayacak şeyleri. zaman en büyük düşmanım, o pis ayaklarını sonsuza doğru uzatmaması için yalvarıyorum ama bir ayı kadar kuvvetli ve laftan hiç mi hiç anlamıyor. zaman sonsuza giderken faşizm olduğu yerde genleşiyor, buharlaşıyor, ve barındırdığı tüm o pislikle birlikte üzerlerimize yapışıyor. annecim, korkarım, ama seni de belki biraz keselemem gerekebilir. sen de beni keselersin, eski günlerdeki gibi hani. kardeşim de gelir belki. sen kardeşimin kolundan çekiştirirsin, benim gözüme köpük kaçar bana bağırırsın, keselenince, temiz olunca her şey daha güzel olur. üzerimizden büyük bir pislik kalkar. şimdi büyüdük, annelerimiz bizi artık keselemiyor ve o pislik bazılarının üzerinde iyice semiriyor. neden midem kalkıyor diye soracak değilim basbayağı kokuyorlar. onlar koktukça ben korkuyorum. ben korktukça onlar kokacaklar. ne olacak halimiz bilmiyorum annem ama, bana annem diyen biri olmayacak sanki.